KATAR – FUTBOL – ÖLÜ YATIRIM VE KAYSERİSPOR…

Bir aydır ekranlar üzerinden futbolun işgali altındayız. Dünya kupasını Arjantin kazandı ve nihayet kurtulduk. Hepimiz gönlümüzün şampiyonunu belirlerken, sömürgeci kibrin kulesi ülkelerin futbol maçı üzerinden bile olsa da tek tek devrilmelerini keyifle izledik. Bilinç altımızda sömürgeci ülkelere karşı olan öfke ve hırsımızın tezahürü bu yolla tatmin oldu belki de. Katar ev sahibi olarak büyük paralar harcayarak göz dolduran bir işe imza attı. Tabi bu başarı sportif açıdan birileri tarafından takdir ediliyor. Bizler ise gönlümüzün bir tarafında futbola yüklenen misyon “yani kitleleri uyutan ve manipüle eden” yönü üzerinden bu şampiyonaya akıtılan 229 milyar doların nasıl büyük bir israf olduğunu düşünerek hüzünleniyoruz.

12 yıl bu şampiyonaya hazırlıkla geçen sürede ve sadece 1 ayda tamamlanacak bu organizasyona başkent Doha, Orta Doğu'da düzenlenen ilk Dünya Kupası süresince 1 milyondan fazla futbolseveri ağırlamak için inşa edilen yeni stadyumlar ve otellerle büyük bir dönüşüm yaşamış. Turnuva hazırlıkları kapsamında 7 yeni futbol stadyumu, stadyumların entegrasyonu için bir metro bağlantısı, bir havaalanı, hastaneler, oteller ve alışveriş merkezleri inşa edilmiş. 1 ay geçti, maçlar oynandı, turnuva bitti ve gelen misafirler gitti. Elde tüm yatırımlar, oteller, tesisler ve bir daha kullanılamayacak yatırımlar kaldı. Katar’ın toplam nüfusu 3 milyona yakınken, başkent Doha’nın nüfusu 1 milyon civarında imiş. Şimdi yapılan bunca yatırımın ne işe yarayacağı da hesaba katıldığında durum daha bir vahim hal alıyor. Sonuçta bunca yatırım ve 12 yıllık emek karşılığında 6 milyar dolar gelir elde edileceği hesaplanmış. Şayet bu bir tanıtım ve yatırımsa; 229 milyar gider ve 6 milyar dolar gelirin bulunduğu bir alışverişte, bunun matematiksel olarak ne anlama geldiğini hesap etmek için matematik bilmeye gerek yoktur sanırım. Bu şampiyonayı neden bir İslam ülkesine verdiler sorusuna cevap bulmak için düşünelim. Bu soru çok su götürür ama galiba dünyada bu parayı böyle bir ölü yatırıma harcayacak başka bir ahmak ve aptal ülke bulamadılar demekten kendimi alamıyorum.

İşi dramatize etmek için değil ama yeryüzünde bu israf edilen para ile neler yapılabilir? diye düşününce üzülmemek elde değil. 229 milyar dolar. Bu turnuvanın yapıldığı ülkenin hemen yanı başında Yemen’de açlıktan ölümler var. Filistin’de, Gazze’de yaşanan insanlık dramları var. Suriye’de kamplarda feryadı figan açlıktan, soğuktan ölen insanlar var. Ortadoğu’da tarumar edilmiş ülkeler ve bunun bedelini ödeyen sefalet içinde yaşanan hayatlar var. Arakan’da, Afrika’da bir lokma ekmeğe, bir yudum temiz suya hasret milyonlar var. 229 milyar dolar bu işlere harcansa neler olabilir? diye düşününce insanın kanı donuyor. Hadi size moral olsun diye yazayım; ben dahil her elediği takımdan sonra secdeye kapanıp, Filistin bayrakları açan Fas’lı kardeşlerimiz bizim dünya şampiyonasındaki tek tesellimiz oldu sanırım. Bizi bile uyutacak bir sebep bulduğumuz için sevinelim mi? Üzülelim mi? Bilemedim…

Tam da Katar’ı ve Arjantin’in şampiyonluğunu konuşurken şehrimizin takımı Kayserispor’daki gelişmeler denk geldi ve genel kurulu takip ettim. Futbol ve şehrimizin takımı ile ilgili yıllar önce yazı yazdığımda olumlu, olumsuz birçok yorum almıştım. Futbolu seven ve oynayan biri olarak sportif tarafı dışında şehre katkıları ve zararları konusunda objektif bir bakış ortaya koymak isterim. Futbol takımları şehirlerin en bilinen markalarıdır. Şehrin tanıtımına katkıları vardır ve doğrudur. Ama bu faydanın maliyetini analiz ettiğimizde, futbol takımının getirdiklerinden çok götürdüğü vakıadır. Bu işe ne kadar muhalif olursa olsun, hiçbir siyasi ve yerel idareci de bu maliyeti göze almak noktasında yükten bugüne kadar kaçamamıştır. Yani şehrin tüm insanının kaynakları çaresizce bu sektöre kurban olarak sunulur. Biraz ironi olacak belki ama müsaade edin yapayım. (!) Çünkü Mario Gavranovic’in akrabalarını beslemek, Mame Thiam’ın babasına bakmak, Andrea Bertolucci’nin ülkesindeki ailesinin iaşesini karşılamak, Bernard Mensah’ın çocuklarını büyütmek bu şehrin görevdir(!).  

Kimse kusura bakmasın sahaya sürülen takımın 11 oyuncusundan 8/9 tanesinin yabancı olduğu bir oyunda şayet bir başarı varsa, bu başarı bu şehrin ve bizim değildir. Takımın omurgası en azından yerli ve şehrin çocukları içinden yetiştirilen genç sporculardan olmadığı takdirde, şehrin kaynaklarının ve maddi imkanlarının başta yabancılara olmak üzere heder edildiğini düşünenlerdenim. Genel kuruldan basına yansıyan kadarıyla gördüklerim ne yazık ki Katar’la benzeşen bir durum arz ediyor. Takımın başkanı daha fazla idare etme imkânı kalmadığı ve kendi işini, şirketinin kaynaklarını bile zorladığı için görevi bıraktığını açıkladı. Genel kurulda borç yükü kamuoyuna yansıdı. Kısa ve uzun vadeli toplam borç 820.625.000 TL olarak kayıtlara geçti. Eski parayla 820 trilyon!!

Katar 229 milyar doları bana göre nasıl sokağa attıysa, bizim şehrimizin şu an 820 milyonu da sanki sokağa atılmış gibi içimde bir his var. Aynı muhakemeyi yaparak bu 820 milyonla bu şehre neler yapılırdı? diye düşünüyor ve üzülüyorum. Dedim ya; kimse kızmasın, mecburiyetleri için buna katlanan siyasilerimiz ve yerel idarecilerimiz, şehrin markası diyerek buna boyun eğen spor adamlarımız alınmasın ama ticari zekası bu kadar yüksek bir şehre bu manzara yakışmıyor. Şimdi takımın başkanlığına Ali Çamlı Hoca getirilmiş. Hunat Camii eski imamı. Bunu duyunca bir espri geçti içimden bunu paylaşarak bitireyim yazımı. Bu borç yükünden umarım kurtulur takımımız… ki, temennimiz budur ama kurtulamazsa selasını okuyacak, namazını kıldıracak İmam Başkan hazır sanki…!!

Kalemin ve bilginin sahibi Cenab-ı Hakk’a hamd ile…

YORUM EKLE

banner4