KADINA ŞİDDET NASIL BİTER

Günümüzde şiddet, farklı alanlarda toplumda infial uyandırır noktalara geldi. Kadına şiddet başta olmak üzere, sağlıkta şiddet, hayvanlara şiddet, anne-babaya şiddet vs diye farklı mecralarda kendini gösteriyor ve her geçen gün toplumu içten içe yaralayan bir unsur olarak ön plana çıkıyor maalesef. Resmi kaynaklara göre; dünyada her saatte 5 kadın cinayeti oluyor. Bu cinayetlerin alkol ve uyuşturucunun yüksek olduğu toplumlarda yüz binde 10-20 arasında olduğu, ülkemizde ise 0.9 oran seviyesinde (dünyada 30. sıradayız) olduğu bildiriliyor.  Diğer yandan, annesini, babasını kesenler, hayvanlara inanılmaz işkenceler yapanların giderek sayısı artıyor maalesef. Haberlerde her gün bunları dinlemek hepimizin psikolojisini ve geleceğe inancımızı bozuyor. Sonuçta insanlık nereye sürükleniyor diye endişelenmeden edemiyoruz.

Sonuçlar tabii ki insanlığın geleceği açısından düşündürücü. Fakat alınan her türlü çaba gördüğümüz kadarıyla polisiye ve hukukî tedbirlerden öteye gitmiyor. Bu ne derece doğru düşünmek lazım. Acaba sivrisineklerle uğraşırken bataklıkları ihmal mi ediyoruz. Bu tür olumsuzluklar daima haber değeri taşıyor elbette ve güzel muameleler ise bunlar yanında asla haber olamıyor. Oysa olumlu örnekler bize belki neyin doğru olduğunu daha iyi gösterecektir. Bunlara örnekler vereyim.

Geçenlerde bir TV programında bir yaşlı amcaya (85-90 yaş civarında) eşine hiç el kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda benim içim çok çarpıcı bir cevap vermişti: “Öyle şey olur mu evladım, o bana Allah’ın bir emaneti.” Milletimizin gerçek arifane anlayışını özetlemiş gibi sanki. Bu amca belki de bizim okullarımızda okumamış, bazılarına göre cahil bir insandı, ama “Anadolu irfanı” denen şeye sahipti. Burada olduğu gibi “emanet” düşüncesini zihinlere yerleştiren bir toplumda ne kadına, ne anne-babaya, ne de başka bir canlıya el kalkmaz. Vatandaş böyle düşünür de bu milletin liderleri ondan farklı mı? Bakın sultan Abdulhamid Han’ın rahatsız olduğu bir günde hanımı çoraplarını giydirmiş de, yüce sultan mahcup bir vaziyette 3-4 defa eşinden helallik istemiş. Bu ne büyük bir nezaket, ne mükemmel bir medeniyet. Bugünün insanının anlaması bir hayli zor.

Emanet, insana verilen her şeydir, bedeni, ailesi, anne-babası, çevresindeki insanlar, hayvanlar, bütün mahlukat, ozon tabakası vs. İnsan eğer o emanete sahip çıkmak üzere yetiştirilirse şiddete nasıl tevessül eder ki? Bu davranışın temelinde elbette Allah’a iman en önemli yer işgal ediyor insan hayatında. Dostoyevski “Eğer Allah yoksa, her şey mubahtır.” diyor. Ne kadar da doğru. Allah korkusu yoksa insanı bağlayan hiçbir kutsal da yok demektir. Serbesttir, nefsinde her türlü azgınlaşmaya yol verir, her istediğini yapmak normal hale gelir. O zaman güç kimdeyse onun istediği olur, zulüm normalleşir.

İnsanları zalim olmaktan uzaklaştıran şey ise hesap verme endişesidir. Dolayısıyla, her yaptığının hesabını bir gün vereceğini düşünen insan asla yanlış yapamaz. Allah’a inanan ve O’nun gücünü kabul eden insan zalim olamaz. Hele bunun daha ötesi, Allah aşkını gönlüne yerleştirmiş ve “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü.” anlayışını hayatının temeline koymuşsa insan, şiddeti düşünce halinde bile tutamaz kafasında.

Aslında daima eğitim sistemini suçluyoruz ki haklıyız. Çocuklarımızı bilgi hamalı yapmak yerine onlara imanî değerlerle birlikte şefkat ve merhamet eğitimi versek işi temelden halletmiş oluruz. Gerçek eğitim de budur işte. Burada bir formül vermek de gerekirse; “Allah’a tazim, mahlukata şefkat” diyebiliriz. Bu anlayışı ilkokuldan itibaren verelim çocuklarımıza, o zaman görürüz ki yukarda imrenerek bahs ettiğimiz yaşlı amca’nın irfani anlayışına bütün çocuklarımız sahip olur ve iş temelden çözülür. O zaman bırakın insana şiddeti, karınca bile ezmez olur insanlarımız.

Bizim milletimizin gerçek temel anlayışı budur işte. Allah’a, Resulüne, millete, devlete aşık bir milletten bahs ediyoruz. Allah’a aşık bir insan onun emanetine hiç zarar verebilir mi? Tam tersine onu mutlu etmek için gerekirse hayatını bile ortaya koyar.

İnsanlığın bu milletin mesajlarına ihtiyacı var. Yeni nesilleri milletimizin gerçek zihniyetine uygun merhamet ve şefkat şampiyonları olarak yetiştirmemiz, aynı zamanda bütün insanlığa da büyük hizmet olacaktır.

Bu milletin evlatlarının fabrika ayarlarına dönmesi bütün kadınların ve insanlığın da kurtuluşudur aynı zamanda.

YORUM EKLE

banner4