ERMENİ SOYKIRIMI & İTTİHATÇI PAŞALAR & KURU SLOGANLAR

Yine Ermeni meselesi… ve dışarda yine Amerika’dan soykırım açıklamaları. İçeride ise hep aynı reflekslerle atıp tutmalar, biz değil asıl siz katilsiniz söylemleri, tencere dibin kara & senin dibin benden kara yaklaşımları. Gerçi bu yıl dikkat çeken bir değişiklik var, o da şu… Ermeni HDP Milletvekili Garo Paylan'a herkes öfke kusması gündemde. Neden mi? Çünkü öğrendiğimize göre bu adam (!) 7 yıldır düzenli olarak TBMM'ne şu şekilde bir yasa teklifi veriyormuş. Dikkat buyurun 7 yıldır aynı şekilde teklif veriyor ama ben ve benim gibiler yeni duyuyor veya haber değeri yeni keşfediliyor olayın.

Kanun Teklifi Şöyle; "Ermeni Soykırımı'nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması"… yani özetle yaptığın soykırımı kabul et, hesap ver, failleri tarih önünde yargıla ve infaz et!!Bu teklif aslında bizi çok öfkelendirse de, adam kendine yakışanı yapıyor(!)Peki biz kendimize düşeni yapıyor muyuz? Bu konuda ne durumdayız?

Her nisan ayı bu konu gündeme geldiğinde bu soruları kendime sorar ve hayıflanırım. Nedir bu mesele? Neden ülkemiz böyle bir ithamla sürekli tehdit ediliyor? Bu işin içyüzünü biliyor muyuz? İddialar yalan mı/gerçek mi? Bu adamlar 107 yıldır soykırıma uğradıklarını ispat etmeye ve bunun hesabını sormaya çalışırken, biz gençlerimize milletimize bu iddiaların içyüzünü anlattık mı? Gerçek tarihlerini öğrettik mi? Soykırım iddialarını şiddetle reddederken, olayın aslını, sebeplerini belgeler üzerinden okullarda müfredata koyabildik mi? Kimse kızmasın ki; bu soruların karşılığı koca bir HAYIR…!!

100 yıldır tarihi tek pencereden, resmi ideolojinin izni ve istediği gibi anlattık. Binlerce yıllık maziyi görmezden gelerek ne hatalarımızla yüzleştik ne de tarihi hakikatları hakkıyla konuşabildik. Bu adamlar bu kadar cesaretli şekilde kendi tarihlerinin hesabını sorarken, biz unutturulan, yok sayılan, üstü örtülen hatta yalan/yanlış iftiralarla aşağılanan gerçek tarihimizi öğrenmek ve öğretmek için gayret etmedik. Peki… bugün Ermeniler gibi bütün bunların hesabını sorabildik mi? Bana göre cevap; kocaman bir HAYIR…!!

Mesela 1915 tehcir yasasının lehe ve aleyhe yönlerini biliyor muyuz? Tehciri uygulamada yapılan hata ve kusurlarla yüzleştik mi? Bu yasayı çıkaran İttihat ve Terakki zihniyetinin bu topraklara ödettiği bedellerin hesabını sorduk mu? Koca İmparatorluğu Abdülhamid'e olan düşmanlıkları üzerinden 10 yıl içerisinde nasıl diz çöktürdüklerini çocuklarımıza öğrettik ve anlattık mı? Elbette HAYIR… ihanet şebekesine, kahraman nişanı takan başka bir millet yeryüzünde var mıdır? sanmam… İnanın hem bilmiyoruz hem de millet ve gençlik olarak, kimimizin kanına dokunan bu iftira nitelikli iftiralar umurumuzda bile değil.

Bugün dikkatimi çeken bir hususun altını çizmek isterim. Ermeni soykırımı tasarısını veren Garo Paylan’a karşı özellikle sosyal medyada bir kısım insanımızın verdikleri tepkileri takip ediyorum. Bilinçsizlik olur da, bu kadar mı? olur, inanın bazen umutlarım dip yapıyor. Osmanlının idam fermanını imzalayan ve diz çöktüren İttihat ve Terakkinin üç paşasının (siz ezbere biliyorsunuz onları) fotolarını paylaşarak, bu Ermeni Vekile tepki verdiklerini görüyorum. İçimden geçeni ifade ederken “at izi/it izine ancak bu kadar karıştırılır” demekten kendimi alamıyorum. Tarihe bu kadar kör ve şaşı bakan, tarihine ve gerçeklere bu kadar yabancı ve uzak kalmış başka bir millet yeryüzünde var mıdır? bilemiyorum. Garo Paylan’a karşı alkış tutulan İttihatçıların kurucularının çoğu Sabatayist, Ermeni, Rum ve Osmanlı düşmanıydı. Allah bilir bu ittihatçılara sevgi gösterenlerin büyük kısmı bunu bile bilmiyor! Ve alkışlanan bu ittihatçılar, Abdülhamid Han tahtan indirilene kadar öncesinde ve sonrasında onunla savaşan, o günün Ermeni komitacılarıyla iş birliği yapan kişilerdi.

Bak ne diyorum! Alkışladığın İttihatçı paşalar Ermenilerle kucak kucağa iş birliği yapmışlardı!

Yani demem o ki; hainlerle, kahramanların ayırt edilemediği bir tarih karmaşasının içindeyiz. Osmanlıyı sevdiğini söylerken farkında mısın bilmem? Osmanlı’nın ipini çeken Garo Paylan’ların dedeleri ile senin bugün övgü dizdiğin, yine sevdiğini söylediğin ittihatçı deden, uzun süre Osmanlıyı tarihe gömmek için birlikte çalıştılar. Sırf Abdülhamid Han’a olan akıl almaz kinleri ve muhalefetleri yüzünden el ele vererek 600 yıllık tarihin 10 senede çöküşüne zemin hazırladılar. İttihatçıların birlikte çalışıp, yüz verdikleri Ermeniler Rus, İngiliz, Fransız, Alman desteği ile illegal komitalarını siyasi partiye, terör eylemi yapan, Müslüman köylerini basan, kadın/çocuk/yaşlı demeden cinayet işleyen yapılara dönüştürdüler. 1000 yıllık milleti sadıkanın bir kısmı, bir cinayet şebekesi haline geldi. Yaşanan acılar ve işlenen cinayetler dayanılmaz hal alınca, ittihatçılar kendi elleriyle büyüttükleri bu Ermeni örgütlerinin liderlerini 24 Nisan 1915 tutuklayarak hain şebekesinin kurmay takımını etkisiz hale getirmek zorunda kaldılar. Peki… Ermeni’lerin o dönem bu topraklarda yaptıkları zulmü, işkenceleri, cinayetleri hakkıyla tarih kitaplarımıza koyabildik mi? 1915 tehcir kararı (yer değiştirme) ile bu soykırım iddialarına sebep olanları yazıp çizebildik mi? Devrimleri, inkılapları kutsadığımız kadar tarihimizin gerçek yüzünü önemsedik mi? Yine koca bir HAYIR

Bugün Ermeni Tehciri meselesinde gelinen nokta artık iki taraftan da savaş hali icabı birtakım insanların öldüğü ancak bunda asla bir soykırım kastı bulunmadığıdır. Böyle bir soykırım emri asla yoktur ve tarihte ecdadımızın asla böyle bir tavrı olmamıştır. Ancak birtakım çetelerin (komitaların) tehcir sırasında yol kesip yaşanan acılara öfkeyle cinayetler işledikleri ne yazık ki doğrudur. Alınan bütün tedbirlere rağmen yaşanan bu saldırılarda dönemin şartlarını göz ardı etmemek gerekir. O yıllar Anadolu’nun büyük bir trajediyi yaşadığı yıllardır. “İki komite” yani Ermeni komitacıları ile İttihatçı komitacılar arasına sıkışmış olan halk, yoksulluk ve sefalet yetmiyormuş gibi bir de ölümle burun buruna yaşamak durumunda kalmıştır. Bu iddiaların dışında halklar arasındaki dostluğun bir örneğini göstermesi açısından şu güzel anekdotu zikretmekte fayda vardır. Tehcir kararından sonra Adapazarı ile Eskişehir arasındaki Ermenilerle meskûn köylerin birçoğunda, Türk ahali Ermeni komşularını kurtarmak için hükümete başvurur fakat netice alamazlar. Anadolu ruhu her şeye, bütün suni düşmanlıklara rağmen savaş yıllarında da dimdik ayakta olduğunu bu çırpınış ile bir kez daha göstermiştir. İşte böyle… gerçekleri bilmiyoruz, merak etmiyoruz, öğrenmiyoruz ama kuru bir slogan ve içi boş sevgilerin taraftarı olmaya mahkum olmuşuz(!) İçerideki soykırımla yüzleş diyen kansızlara bir söz de dışarıdan vicdanlı bir bakışla gelsin ve mesele netleşsin…

"Eğer Türkler hâkimiyeti altına aldıkları milletlere, Hıristiyanların yaptığı gibi zorla kendi dinini kabul ettirmiş olsalardı, bugün ne Ermeni meselesi, ne Girit meselesi ve muhtemelen ne de Şark meselesi olurdu. Oysa Türkler bunu yapmadılar." Edmondo de Amicis

Kalemin ve bilginin sahibi Cenab-ı Hakk’a hamd ile…

YORUM EKLE

banner4